Domuz gribi ve GDO tartışmalarında gelinen nokta oldukça sevindirici. Çünkü toplum tedirgin!
Kimilerine göre bu tedirginlik iyi değil. Kesinlikle yanılıyorlar!
Bir toplum, tedirgin olmuş ve bir konuda endişe taşıyorsa artık o toplum kolay kolay aldatılamaz.
Domuz gribi konusunda oluşan direnç ve endişe iyi bir başlangıçtı. Ardından gelen GDO konusundaki önemli duyarlılık ümit verici boyutlara ulaştı.
Ancak kaygı verici olan; nasıl bir tanımlama yapacağımdan emin olamadığım kimilerine göre ‘İslamcı’, kimilerine göre ‘muhafazakâr’, kimilerini ‘yandaş’ basın yayın organlarının çoğunun bu iki konuda kelimenin tam manasıyla haktan yana tavır alamamaları.
Türk medya tarihi, medya patronları açısından iniş ve çıkışlarla dolu. Çok değil on yıl öncesinin medyası artık yok. Simavi, Bilgin ve Uzan ailesinin akıbetleri herkesin mâlumu.
Elinize geçirdiğiniz bir aleti yahut gücü, amacı dışında kullanırsanız bir gelip sizi vurur. Açtığınız ateşin mermisi bir gün gelip sizi bulur. Yaktığınız her ateş bir gün gelir sizi de sarar. İmdat çığlığı attığınızda yapayalnız olduğunuzu anlarsınız. Artık çığlığınızı duyacak kimse yoktur.
Bugün Aydın Doğan’ı saran ateş, dün Uzanları ve Bilgin ailesini sarmıştı. Geçmişteki ateşleri belki de en çok Doğan Medyası’nı mutlu etmişti. Doğan’ın bugünkü yapayalnızlığı bu yüzden…
Şimdi fatura ödeme sırası, güç sarhoşluğuyla bir gün sıranın kendinse geleceğini fark edemeyen Doğan’da!
Önceki yazımızda kuş gribinin arka planı özetlemeye çalışmıştık. Hem ülkemizde hem de dünyada gripler öldürücü bir hastalık. Lakin ‘domuz gribi’ gibi laboratuar virüsleri, iddia edildiği gibi diğer virüsler kadar tehlikeli değil.
Birçok tehlikeli virüs ile gıda güvenliği konusunda hatta ülkenin ekmek sorunu için bile önlem al(a)mayan bir bakanlığın, iş bu tür bir merkezden yönetilen ve ilaç firmalarının aç kurtlar gibi saldırdığı medyatik bir virüsle ilgili gösterdiği refleks, ister istemez sağduyulu çevreleri tedirgin ediyor.
Kuş gribini anlamadan domuz gribi anlamak mümkün olamaz.
Birbirini izleyen bu oyunların arka planlarını bilmeden de “Türkiye’de hiç aşı yapılmazsa, nüfusun tahminen 3’te birinin hastalanacak, 5 bin kişi hayatını kaybedecek. Dolaylı kayıplar hariç salgının toplam maliyetinin 1.1 milyar TL olacak. Ama biz önlemimizi aldık. 1 milyon 800 bin kişinin hastalığa yakalanacağını ve 400 ölümünün gerçekleşeceğini öngörüyoruz” diyen Sağlık Bakanı Prof Dr Recep Akdağ’ın kehanet içeren sözlerinin nereye gittiğini görmek ve anlamak da zorlaşır.
Birkaç yıl önceki kuş gribi haberlerini, tavuk ve kuş katliamı görüntülerini hatırlayınız.
Ne olmuştu?
Binlerce tavuk katledildi…
Sonra…
Tavuklar yetmedi, birilerinin hatırı için birçok kuş türü de katliamdan nasibini almıştı.
İktidarın başarısı, tümüyle muhalefete endeksli. Bu durum özellikle Türk siyasetinde daha bir önem kazanıyor.
Bu açıdan bakılınca Başbakan Erdoğan’ın son derece şanslı. Mecliste grubu bulunan CHP, MHP ve DTP gibi bir muhalefeti, iktidarlar rüyalarında görse inanamazlar.
CHP ve MHP’de tümüyle lider sultası varken DTP’yi kimin yönettiği belirsiz. Türkiye standardında -yahut bir kategoride bir ülkede- CHP lideri gibi bir muhalefet liderini ömrü bir seçim döneminde daha fazla ol(a)maz.
MHP’de ise liderden çok liderin sözcüleri konuşuyor. Bir kısım CHP’liler ile özellikle MHP sözcüleri uzatılan her mikrofona o an aklına geleni söylemeyi muhalefet yapmak sanıyor.
Hac, İslam’ın farz ibadetlerinden biri. O yalnızca o günde ve o yerde ifa edilir. Hakeza umre de hayati öneme sahip ibadetlerden. Özellikle Kadir Gecesi’nde umre, tıpkı hac gibi…
Dünyanın her bir köşesinden Müslümanlar, hac ve umre için akın akın Mekke’ye ve Medine’ye gelecekler. Amaç, Hz Peygamber s.a.v.’i ziyaret etmek ve Kâbe’yi tavaf ederek arınmak…
Ya da günümüzde yapıldığı üzere; yedi düvele duyurarak reklâm, çoluk çocuğa hediye planları ve hac marketlerinde zalim Çin’e soyulmak…
Milyonlar her bir ağızdan dua edecek ve ‘âmin.’ Ama yeni hac sonrasında hiçbir şey değişmeyecek, Müslümanlar inim inim inlemeye, Kudüs esir kalmaya devam edecek! Müslümanlarsa Hac yapmanın mutluluğu ile evlerine dönecekler. Bu her yıl yeniden tekrar edecek. Ya sonra, ya daha sonra bu durum hep böyle devam mı edecek?
Sanırsınız ki İsmet İnönü yeniden iktidara gelmiş. Tıpkı İnönü Cumhurbaşkanı iken camilerin mahyalarında “Müslümanlar Cumhuriyetperverdir”, “Var ol İnönü”, “Para biriktir” şeklindeki ideolojik metinler gibi birkaç gündür İstanbul’un bazı salatîn camilerinin mahyalarına “Ne mutlu Türküm diyene”, “Önce vatan”, “Milli birlik esastır” ve “Şehitler ölmez” cümleleri asılmış.
Her konuda zokayı yutan bir toplumun, küçücük bir hapı yutması çok görülmemeli.
İstisnalar müstesna; eczacısı ilaç bakkallığı, doktoru reçete yazma memurluğu, hemşiresi ilaç yutturma görevlisi, hastasının ise ilaç maymunu olduğu bir çağda, tarafların küresel bağımlılık araçlarından biri olan ilacı tanıdıkları söylenebilir mi?
Keşke evet demek mümkün olabilseydi.
Geçtiğimiz hafta altı aylık bebeği komaya sokan ilaç skandalını hatırlıyorsunuzdur.
Eczacı çırağı, soğuk algınlığı için yazılan ilaç yerine şeker düşürücü ilacı veriyor.
Bu yüzden şimdi bebek ölüm kalım mücadelesinde…
Peki, bu vb olaylarda sorumlu kim?
Ramazan’da Umre’ye giden bir arkadaşımız, hem Mekke hem de Medine’de Harem-i Şeriflerin bitişiklerindeki marketlerde Efes Pilsen ürünlerinin satıldığını ve resimlerini çektiğini belirterek ‘bu nasıl olur?’ diye soruyor.
Kendisine, ‘Devlet Gazetesi’ yazarlarının “Mekke’deyiz… Ertuğrul Özkök ne yaptı dersiniz? Başarılı bir günün ardından bir şampanya açtırdı… Durun, hemen ‘yakaladık’ diye atlamayın… Bu şampanya, Suudi Arabistan’ın alkolsüz şampanyası… Adı da hakikaten şampanya… Suudiler buna ‘Saudi champagne’ diyorlar…” şeklindeki ifşaatlarını hatırlatarak dedim ki;
Sık sık ‘neden tavuk yemiyorsunuz?’ sualine muhatap olanlardan biri olarak, gerekçelerimizi izaha gayret edelim.
Çoğu kez, günümüzde tercih edilen –kuru veya modern – kesim yöntemini İslamî bulmadığımız için yemediğimiz zannedilerek, bu yöntemle kesilmiş tavuklar için x,w,q’lerden ‘yenilebilir fetvası’ aldıklarını izaha çalışmaktalar. Daha hassas olan kimseler ise bu yöntemi doğru bulup bulmadığımızı da sormaktalar.
Sanıldığının aksine tek neden ‘kesim’ sorunu değil…
“Tavuk” ve ürünlerini tüketmememizin elbette birçok nedeni var!
Kesim son aşamalardan biri ve fetvalardan birine tabi olunarak çözülebilecek bir mesele…
Kesim tartışmalarına taraf olmadan önce, çok daha önemli ve üzerinde yoğun çalışma yapılması gereken o kadar sorun var ki!
Önce “tavuk’ diye satılan ürünler gerçekten tavuk mu?” sorusunu yöneltmemiz gerekiyor!